nurlu mekanlara yolculuk van


 İşte Van kalesinin en yüksek burcu…



Risalelerde geçen tabiriyle horhor medresesinin mezar taşı..




Van kalesinde harab olmuş bir camii vardı.İşte o camii.




Ahmet kara van kalesinde camiye tırmanırken

Kaleye çıkıp Rusların yaktığı, yıktığı Van’ı bir an tarihe giderek seyrettik.

Bu görülen alan eski Van. Bu boş alanda Van şehri varmış.







İşte harabeler bunun kanıtı.
ON ÜÇÜNCÜ RİCÂ
Harb-i Umumîde Van şehrinin, Rus'un istilâ etmesi ve ihrak etmesiyle harâbezâr olması; ve ekser ahâlisinin şehâdet ve muhâceretle kaybolması ve Medrese-i Horhor'un harap olup vefâtı içinde, bu memlekette kapanan ve vefat eden bütün medreselerin, "Horhor'un başında duran ve yekpâre bir taş olan Van Kalesi" kabir taşı olarak görünmesi üzerine, Van Kalesinin başında, şiddet-i me'yûsiyet ve mâtem içinde iken, Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyânın,

âyetinin hakîkati tecellî edip, o rikkatli, hirkatli, dehşetli hâlâttan kurtarıp,…..diye devam eden risale dizelerini hatırlamamak mümkün mü?

 

Üstadımızın “ah davam “ diyerek düştüğü mağaraya gidiyoruz şimdi de.

 

Van kalesi iki minare yüksekliğinde yekpare taştan ibaret… Eskiden kalma oda gibi bir mağaraya  giderken iki ayağı birden kayıyor. Tam düşecekken, “Ah dâvâm!” diye haykırıyor. Dâvâsı için kendi canını bile hiçe saymak, ancak bu asrın müceddidine has bir davranış olabilir. Çünkü yapılacak daha çok iş vardır iman davası yolunda...

Görüyoruzki Bediüzzaman ölüm anında bile kendisini düşünmüyor , davasını ve gayesini düşünüyor. Kurtarmak istediği müslümanların , insanların imanını düşünüyor. Davası için , gayesi için keni canını bile hiçe sayıyor.

 Bizler de oradan düşsek belki o aziz insan gibi “ah davam” diye bağıramayız ama Onun bağırdığını iliklerimize kadar hissettik.
     Bu mağaranın bir başka özelliği de burada yani Van’da herkes bu mağaraya Bediüzzaman evi diyor. Hatta kalede bir turist rehberi de burayı böyle adlandırdı. Vaktin akşam olması dolayısı ile burada fazla duramadan kalenin güney tarafında tam bu mağaraların önünde horhor suyuna indik. Horhor suyu gerçektende horhor ederek kalenin dibinden çıkıp akıyordu. Üstad hazretleri mağaradan buraya inip abdestini alıp tekrar yukarı mağaraya çıkarmış. Gerçi biz onun kullandığı yolu kullanamadık. Çünkü o yol kaleden aşağı inen bir yarıktı şimdi kullanılmıyor.







  Horhor suyundan kana kana içtik. Akşam namazı için abdest aldık. Sıra gelmişti Horhor medresesini bulmaya ama bilmediğimiz için bulamadık.Ancak tahmini olarak resmini çektik.



Horhor medresesi

 Tevafuka bakın ki Akşam Van’a gelip sorduğumuzda doğru yerin resmini çektiğimizi tahminen söylediler.

Üstat Bediüzzaman bu mekânı 1897–1907 ve 1912–1914 yılları arasında medrese olarak kullandı ve talebe yetiştirdi. “Horhor Medresesi” olarak bilinen bu mekânda dersler, salonda baştanbaşa uzanan büyük bir masa etrafında veriliyordu.

Üstad Bediüzzaman Van’da, Horhor Medresesinde yetiştirdiği talebeleriyle birlikte Ermeni Komitesine  ve Rus istilâsına  karşı da mücâdele etti. Bu mücâdele esnasında Ruslara esir düştü (1916).

On Üçüncü Rica’dan...

“Harb-i Umumîde Rusun esaretinden kurtulduktan sonra, İstanbul’da, iki üç sene Dârü’l-Hikmette, hizmet-i diniye beni orada durdurdu. Sonra, Kur’ân-ı Hakîmin irşadıyla ve Gavs-ı Âzamın himmetiyle ve ihtiyarlığın intibahıyla, İstanbul’daki hayat-ı medeniyeden usanç ve şâşaalı hayat-ı içtimaiyeden bir nefret geldi. Dâüssıla tabir edilen iştiyak-ı vatan hissi beni vatanıma sevk etti. Madem öleceğim, vatanımda öleyim diye Van’a gittim.

“Her şeyden evvel, Van’da Horhor denilen medresemin ziyaretine gittim. Baktım ki, sair Van haneleri gibi onu da Rus istilâsında Ermeniler yakmışlardı. Van’ın meşhur kalesi ki, dağ gibi yekpare taştan ibarettir, benim medresem onun tam altında ve ona tam bitişiktir. Benim terk ettiğim yedi sekiz sene evvel, o medresemdeki hakikaten dost, kardeş, enîs talebelerimin hayalleri gözümün önüne geldi. O fedakâr arkadaşlarımın bir kısmı hakikî şehid, diğer bir kısmı da o mûsibet yüzünden mânevî şehid olarak vefat etmişlerdi.

“Ben ağlamaktan kendimi tutamadım. Ve kalenin, tâ medresenin üstündeki, iki minare yüksekliğinde, medreseye nâzır tepesine çıktım, oturdum. Yedi sekiz sene evvelki zamana hayalen gittim. Benim hayalim kuvvetli olduğu için, beni o zamanda hayli gezdirdi. Etrafta kimse yoktu ki, beni o hayalden çevirsin ve o zamandan çeksin. Çünkü yalnızdım. Yedi sekiz sene zarfında, gözümü açtıkça, bir asır zaman geçmiş kadar bir tahavvülât görüyordum.

“Baktım ki, benim medresemin etrafındaki şehir içi, kale dibi mevkii, bütün baştan aşağıya kadar yandırılmış, tahrip edilmiş. Evvelki gördüğümden şimdiki gördüğüme, güya iki yüz sene sonra dünyaya gelip öyle hazîn nazarla baktım. O hanelerdeki adamların çoğuyla dost ve ahbap idim. Kısm-ı âzamı, Allah rahmet etsin, muhaceret ile vefat etmişler, gurbette perişan olmuşlardı. Hem Ermeni mahallesinden başka, Van’ın bütün Müslümanlarının haneleri tahrip edilmiş gördüm. Benim kalbim en derinden sızladı. O kadar rikkatime dokundu ki, binler gözüm olsaydı beraber ağlayacaktı. Ben gurbetten vatanıma döndüm, gurbetten kurtuldum zannediyordum. Vâ esefâ, gurbetin en dehşetlisini vatanımda gördüm...” (Lem’alar, 13. Rica, Yeni Asya Neşriyat, s. 305)

 

 

 

 

Horhor Medresesi’nin durumuna ve yetiştirdiği talebelerinin kalitesine ve yetiştirme usülüne dair bir iki hatıra nakledelim:
N Şahiner’in ,Antakya Reyhanlı ilçesinden Nurattin Borak’tan ,o da babası Zeyneddin’den dinlediği bir hatıra şöyledir:
“Birkaç arkadaş birleşip ;Van’da Horhor Medresesi müderrisi Molla Saidi Meşhur diye büyük bir alimi duymuş ve oraya varmıştık.Horhor Medresesine vardığımızda , Hoca efendi yoktu. Bizi Molla Habib diye birisi karşıladı,içeri aldı..Ve biraz sonra Hoca Efendi’nin geleceğini söyledi.Bu arada sağımıza solumuza baktığımızda ,duvarlarda asılı bir sürü mavzer tüfekleri ,kamalar ,fişeklikler hayretimizi celbetti. Aynı zamanda masaların üzerinde kitaplar da vardı. Biraz bekledikten sonra, “Hoca Efendi geliyor” dediler.Kendimize çeki düzen vererek bekledik.Bir baktık başında külah,ayağında çizmeler,belinde kama,sert ve dik adımlarla gelen bir adam...Bizim eskidenberi bildiğimiz, tasavvur ettiğimiz bir hoca beklerken,karşımızda bir kumandan ,bir erkan-ı harb şeklinde bir insan çıkıverdi.Çok genç olmasından dolayı “acaba duyduğumuz gibi gerçekten bir ilmi var mı” diye kalbimizden geçmedi değil doğrusu ...Ne ise ,bize “Hoş geldiniz!” dedi. Ne için geldiğimizi sordu. Biz de kendisinden ders almak için geldiğimizi söyleyince : “Peki ,ama benim şartlarım vardır. Eğer o şartları kabul ederseniz tamam ...”dedi ve ilave etti : “Benimle başlayan ,bir daha geri dönmek diye bir şey yok. Hayatının sonuna kadar benimle beraber olacaktır.”Ayrıca şunu da ilave ederek dedi ki: “Bugün söz verip de,başlarsanız,sonra da herhangi bir sebepten bırakıp gitmeye kalkışamazsınız.Van valisi benim ahbabımdır.
Kaçarsanız da sizi yakaltır,getirtirim:İşte şartlarım bunlar...Bu gece misafirimizsiniz ,düşünün ,sabaha kadar kararınızı verin” dedi.
Biz düşündük,taşındık ,yapamayacağımızı anladık. Özür dileyerek ayrıldık
Aynı hadiseye benzer ,başka bir grup talebe Van’a Hazret-i Üstad’ın medresesine gittiklerini ve yine Üstad Bediüzzaman buna benzer şartlarını söyleyince ,sabahleyin o talebelerden iki-üç tanesi şartları kabul ederek kaldıklarını bir kısmı da özür dileyerek ayrıldıklarını Malazgirtli bir Hocadan duymuştum.


Abdulkadir BADILLI
Mufassal Tarihçe-i Hayat

 

 

Böylece Van kalesi Ziyaretini bitirip akşam namazını kılıp dersaneye geldik.Dersanede raif Zernekli abi ile Karşılaştık.Ondada güzel ve tatlı hatıralar dinledik.Ertesi günkü rotamızı belirledik. Rotamız Üstadın 10 yıl  kaldığı Tahir Paşa konağı idi.Raif abiden aldığımız bilgilerle  sabah kalkıp  Tahir  Paşa Konağını bulduk.İşte bir zamanlar beylere, paşalara, valilere hususan da üstadıma mekan olmuş Tahir Paşa Konağı. Göründe tarihe ne kadar sahip çıktığımızı  düşünün.

İşte burası Van valisi Tahir Paşanın Konağı.

 

Bu konağın Bediüzzaman'ın hayatında ki en önemli rolü Paşa'nın kütüphanesinde yer alan fen ilimlerine dair bir çok kitabı mütalaa ederek okuması olmuştur. Ayrıca yine konağa gelen süreli yayınları takip etme imkanını da bulmuştur. Burada Van Valisinin ona okuduğu bir gazetede yer alan İngiliz Sömürgeler Bakanının 'Kur'an'ın söndürülmesi veya Müslümanların elinden alınması' gerektiğini ifade eden sözleri üzerine hayatının en önemli kararlarından biri olan ve uğruna ömrünü harcamaktan kaçınmayacağı "Kur'an'ın sönmez bir güneş gibi mucize olduğunu bütün dünyaya ispat" etme kararını almıştır. Bütün bunların dışında, Tahir Paşa Said Nursi'nin İstanbul'a gitmesini teşvik etmiş ve Said Nursi'yi Abdülhamit'e tanıtan bir mektup yazarak kendisine yardımcı olunmasını rica etmiştir. Görüldüğü üzere Tahir Paşa'nın Said Nursi ile olan ilişkisi sadece sık sık ziyarete gelen bir misafir ile konak sahibi ilişkisi değildir.

 

Tahir Paşa Bediüzzaman Münasebeti...


Tahir Paşa Van ve Bitlis'te bulunduğu yıllarda altmış yaşlarında bulunuyordu. Aynı yıllarda Bediüzzaman da yirmi beş otuz yaşlarında idi. Bediüzzaman'ın ilmini, fazlını ve dehasını ilk önce tesbit ve teşhis eden devlet ricâlinden birisi Tahir Paşa olmuştur.

Bediüzzaman'ın Tahir Paşa ile ilgili hatıraları büyük kardeşi Molla Abdullah'ın oğlu Abdurrahman Nursî'nin yazdığı Bediüzzaman'ın Tarihçe-i Hayatı isimli kitapta tafsilâtlı olarak yer almaktadır.

Tahir Paşa için Bitlis yıllığında "Ûlâ" tabiri geçmektedir. Ûlâ ise, "şan ve şeref sahibi kimse" manâlarına gelmektedir.


İstanbul Başvekâlet Arşivinde Sultan İkinci Abdülhamid'e ait Yıldız evrakında Tahir Paşanın bir mektubu bulunmaktadır.

Valinin Bediüzzaman'la ilgili mektubu padişaha göndermesi


Mektup Bediüzzaman'la ilgili olup, Sultan Abdülhamid Hân'a hitaben yazılmıştır:

"Mârûz-u çâkerânemdir.

"Kürdistan ulemâsı beyninde harika-i zekâ ile müştehir Molla Said Efendi muhtâc-ı tedâvi olduğundan, şefkat ve merhamet-i Hazret-i

Hilâfetpenâhîye iltica ederek bu kerre ol cânib-i âliye azimet eylemiştir.

"Mümâileyh, bu havalide ilimce umumun merci-i hall-i müşkilâtı olduğu halde, yine kendisini talebeden sayarak kıyafetini değiştirmeye şimdiye kadar muvafakat etmemiştir.

"Kendisi Velînimet-i Âzam Hazretlerine hakikaten sadık ve hâlis duacı olmakla beraber, fıtraten edîb ve kanaatkâr ve fikr-i çâkerânemce şimdiye kadar Dersaadet'e gitmek bahtiyarlığına nail olan Kürd ulemâsı içinde gerek ahlâk-ı hasenece, gerek Zât-ı Hazret-i Hilâfetpenâhiye sadakat ve ubûdiyetçe en ziyade şâyân-ı âtıfet bir zât-ı diyanetşiâr olmasına nazaran, mümâileyhin emr-i tedavi hususunda mazhar-ı teshilât ve nail-i iltifât-ı mahsusa olması umum Kürdistan talebesi hakkında ilelebed unutulmaz bir insâniyet-i âli'l Hazret-i Pâdişâhî telâkkî olunacağının arzına cür'et kılındı.

"Bu babda ve her halde emr ü ferman, Hazreti Men Lehü'l-Emrindir."

3 Teşrinisânî l323
Bitlis Valisi Tahir


"Mâruz-u çâkerânemdir" ifadesi için, lûgatlar kul ve köleye mensup, kul ve köleye lâyık manâlarını kaydetmektedir. Osmanlılarda, zerafet ve nezaket tabiri olarak, konuşan şahıs kendisi için kullanırdı.

Kürdistan ise, o zamanlar Pâkistan, Afganistan ve Türkistan gibi bir çoğrafî manâda kullanılırdı.


Mümâileyh: Adı geçen, yukarıda zikredilen.

Bu babda ve herhalde emr ü ferman, Hazret-i Men Lehü'l Emrindir: Bu mevzuda ve herhalde emir, ferman ve karar, emir ve karar sahibi olan kimsenindir. Eskiden istida ve mektupların sonuna yazılan bir cümleydi.

Bediüzzaman, Tahir Paşanın davetlisi olarak Van'a gelmiş, uzun zaman Tahir Paşanın konağında kalmıştı. Tahir Paşa kendisini çok sever ve sayardı.

Yüksek ilim meclisleri kurarlar, sohbetler tertip ederlerdi. Tahir Paşanın konağı bir ilim ve irfan yuvası olarak, her zaman misafir âlimlerle dolup taşardı.


Bediüzzaman'ın Tahir Paşa ile münakaşası

Bediüzzaman bir gün Tahir Paşa ile ilmî bir münazaraya tutuşmuş, münazara büyümüş ve araları açılmıştı. Orada bulunan "alimler, aralarını yatıştırmaya çalışmışlar ise de muvaffak olamamışlardı.

Bilâhare Bediüzzaman da konağı terk edip medresesine gitmişti. Bir müddet sonra jandarmalar gelerek, genç Said'i tutup Van'dan sürgün etmek istemişlerdi.


Bediüzzaman jandarmalara teslim olmak için iki şart ileri sürdü:

l. Beni medresemde yakalamayınız. Çünkü bu vaziyet medresenin şeref ve haysiyetini ihlâl eder. Ben dışarı, çarşıya çıkayım, orada yakalayınız.

2. Beni Van'dan çıkartırken silâhımla çıkartınız.

Bu şartlar Tahir Paşaya bildirilmişl, Paşa da kabul etmişti.


Kendisini Bitlis'e gönderdiler. Bitlis'ten sonra Hizan'a, oradan da Bulanık taraflarına gidip, her gün bir köyde olmak üzere otuz köyde hocalarla münazara ederek dolaşmıştı.

Sonradan Tahir Paşa kendisini davet ederek gönlünü aldı. Böylece barışmış oldular. Vali konağında tekrar ilmî sohbetler, bütün hararetiyle devam ediyordu. Sohbetler, dinî mevzular yanında, müsbet ilimlerle de alâkalı oluyordu. Bediüzzaman müsbet ilimler sahasında da üstünlüğünü koruyordu. Bilhassa matematikteki üstünlüğü tartışılmaz idi. Bütün problemleri zihnen çözüyor çevresindekileri şaşkınlıktan şaşkınlığa uğratıyordu.


Tahir Paşanın sorusu ve Bediüzzaman'ın münazarayı terketmesi

Bir gün Vali paşa kendisine şöyle bir sual sormuştu:

"Âdem'den (a.s.) şimdiye kadar kaç âşire [saniyenin onda onda biri] geçmiştir?"

Bediüzzaman bu sorunun da cevabını çok kısa bir süre içerisinde vermişti. Buna benzer münâzaralardan zihni çok yorgun düşmüş ve üç sene kadar, hemen hemen hiçbir münazaraya katılmamıştı. Başkalarıyla da ancak zaruret miktarınca konuşuyordu.

Bediüzzaman ayrıca ilk Türkçe mektubunu da, Van'ın Bâşit Dağında Vali Tahir Paşaya yazmıştı.

 

Tahir paşa konağını gördükten sonra  Bilmeyerekten de olsa bediüzzaman caddesine gidiyoruz. Yolda levhayı ağabeylere ben gösteriyorum


      Van dan ayrılarak  Gevaş ilçesine geçtik. Çünkü buranında üstadımız hayatında bir yeri  vardı

Said Nursi, Kafkas cephesinde Enver Paşa ve tümen komutanının da takdir ettiği mücadelelere katıldıktan sonra, Rus ordusunun ilerlemesi üzerine Van'a çekildi. Burada, talebeleriyle beraber Van kalesini savunmaya karar vermişlerse de Van valisi Cevdet Bey'in ısrarıyla Vatsan (Gevaş)'a çekildi. Vali, kaymakam, ahali ve asker Bitlis tarafında çekilirken bir alay Kazak süvarisinin saldırması üzerine Molla Said, 30-40 kadar kaçamamış asker ve talebeleriyle bu tehlikeyi durdurmuş, halkın mal, can ve namusunu korumuştur. Taktik savaşlarıyla Kazakların korkmasını sağlayan Molla Said, Vastan bölgesini Rus istilasından korumuştur.4

Bediüzzaman bu savaşları yaparken aynı zamanda da eser yazıyordu. Daha sonra İşaratü'l-İ'caz adıyla yayınlanacak olan tefsirini savaşmadığı zamanlarda cephelerde yazmıştır. Siperlere çekildiği zaman Bediüzzaman söylüyor, talebesi Molla Habib yazıyordu. Molla Habib Vastan'daki çatışmalar sırasında şehid oldu.5

4. Nursi, Tarihçe-i Hayat, s. 94.

5. Nursi, Tarihçe-i Hayat, s. 99.

Van'ın Gevaş kazâsına tâbi' Karkar nâhiyesi ahâlisindeniz. Van, Gevaş'ın tahliyesinden sonra Horotisli Haço, Keşiş Serkis, Vatâb karyeli (?) Ohannes, Micgaslı [Miçkanisli] Hako, Keri, Parso, nâmındaki Ermeniler'in kılavuzluk ve delâletleriyle, Rus Kazaklarıyla Ermenilerden mürekkeb tahmînen 500 kişilik bir kuvvet üzerimize geldi. Geldikleri zaman gündüzün sâ'at on ikisi idi. Köye girdikleri zaman ibtidâ dîn îmân şetmederek ve câmi' ve medreseler, göze görünen ebniyelere ateşe verdiler. Biz sıkıştığımız bir mahalden bir derece mukâbele ediyorduk. Bu zâlimler orada ellerine geçen kadın erkek çoluk çocukları kılıçtan geçiriyor ve çocukları diri diri ateşe atıyorlardı. Ateş birkaç sâ'at devam etdi. Nihayet biz bulunduğumuz mahallin bir tarafını delerek yanmakta[n] ise her çibâd-âbâd diyerek za'yîf gördüğümüz bir noktalarına hücum ettik. Çifâ'ide ki, kuvvet çok biz azlık bulunduğumuzdan cephemizi yarıncaya kadar ekserîsi telef oldu ve kaçabilenleri de Kazak ta'kîp ederek süngü ve kılıncıyla parçalıyordu. Tahmînen mukâbele için sıkıştığımız mahalde elli kişiden fazla olduğumuz hâlde ancak altı kişi kaçıp yakayı kurtarabildik. Köyden bir sâ'at mesâfedeki bir tepeye çıktık. Akşam yaklaşıyordu. Zalimler de ta'kibden vazgeçmiş, köydeki hesâplarına başlamışlardı. Allah bir daha göstermesin neler neler… Bu ve civârda bulunan iki İslâm karyesiyle köyümüzden lâ-ekal yüz kadar kız, kadın kaçırıldı. Memeleri, burunları kesilmiş ve her nasılsa kaçmağa muvaffak bir çok kadınlarla çırçıplak edilmiş, edep ve nâmûs mahalleri pârelendirilmiş bir çok kadınlar bize doğru kaçıyor ve gelinceye kadar telef oluyordu. Ruslar, âh o canavar alçaklar! Kılınçlarını daha dilleri dönmeyen çocuklarla, ayak atamayan ihtiyârlara indirip kaldırmaktan pek zevk alıyorlardı. Ve bunları nakletmek kolay, lakin görmek pek güçtür. Allah göstermesin bizim köy ve civâr iki İslâm köyü, öyle talan ve yağma edildi ki, üzerimize alacak bir şeyimiz bile kalmadı. Koyun, keçi, öküz hâsılı bütün varlığımız götürüldü. İşte gördüğümüz zulm ve işkence. Bunlar ve daha bunlara mümâsil ve söylenmesi çirkin olan bir çok hakâretler olunduğu ma'a'l-kasem arzeyleriz. Fi 18 Haziran sene [1]332. 1 Temmuz 1916.

Muhâcir karye-i mezkûreden Kürd Abdi.

Bu dahi Reşid Molla.

Yukarıdaki Beyânât[ta] bi'z-zât hâzır bulunduğumuzu ve böyle ifade edildiğini ma'a'l-kasem tasdîk eyleriz.

Ulemâdan Bedi'ü'z-zaman Said-i Kürdi'nin birâderi Molla Abdullah.

Nâhiye Eşrâf ve Beylerinden Avluca (?) karyeli.

Nâhiye Müdîri

İsparet [İspandan] beylerinden.

BOA., HR.SYS.2872/2-125, 14 Mayıs 1916

Gevaş camii

Gevaşta bizi bahçesinde ağırlayan Hayati Orhan abiden Allah razı olsun diyerek Gevaş’tan ayrılyoruz.

Nereye?

Tabiî ki üstadımın 50 talebe yetiştirsem İslam’ı dünyaya yayarım dediği yere, yani Akdamar’a

 

 Van’da talebesi Molla Hamid anlatıyor:
Bir gün Erek Dağı’ndaki Zernebat Suyu yanında beni çağırdı. Bana dedi ki:
Ben, bir zaman Ayasofya’da vaaz veriyordum. Cami tıklım tıklım doluyordu. Kapıdan içeriye girmek mümkün değildi. İşte o cemaate verdiğim kıymeti aynen size de veriyorum.

Sakın demeyin:
Bize niçin bu kadar ehemmiyet veriyor? Niçin nefes tüketecek? Biz kimiz ki? diye kendinizi küçük görmeyin. Ben size o cemaat kadar ehemmiyet veriyorum. Nazarımda birsiniz.”
Sonra Van Gölü’ndeki Akdamar Adası’nı kasdederek, “Bu adada on sene kalarak elli tane talebe yetiştirsem, o talebelerle İslam’ı bütün dünyaya yayıp, Kur’an-ı Kerim’in hakkaniyetini dünyaya ilan edeceğim” diyordu.

İşte şimdi bu adaya gidiyoruz.

Akdamar adasına yolculuk var.Halil Toykun.Ömer Aktaş, Ahmet Kara

İşte Akdamar adası ve o ada’da bulunan Akdamar kilisesi.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !